Bazı çekimler aylarca planlanır. Bazıları ise bir gece yarısı "tuz gölünde kamp mı yapsak?" cümlesiyle başlar. Bu yazı ikincisinin savunması.
Saat gece on bir civarıydı; ertesi gün boştu, hava açıktı ve birimiz o cümleyi kurdu. Bir saat sonra bagajda çadır, termos ve iki kamera vardı. Plansızlığın kuralı şudur: karar ile yola çıkış arasındaki süre uzarsa, mantık kazanır ve evde kalırsınız. Mantığa fırsat vermedik.
Tuz Gölü'nün fotoğrafçıya sunduğu şey basit ama eşsiz: sonsuz, dümdüz, bembeyaz bir zemin ve ufka kadar hiçbir engel. Gün batımında zemin gökyüzünü aynalar; mor ve turuncu, ayaklarınızın altına serilir. Gece ise çıplak gözle samanyolu — ışık kirliliği yok denecek kadar az.
Plansız yolculuğun sırrı: mantığa fırsat vermeden yola çıkmak.
Bir gecelik kaçamaktan bir seri çıktı: yansımalar, silüetler, yıldız altında çadır ve sabahın ilk ışığında tuz kabuğunun dokusu. Ama asıl kazanç kareler değil — "yapsak mı?" cümlesini duyduğunda bagaja çadır atma refleksi. İyi arşivler böyle geceklerde birikiyor.

Tarihinizi ve hayalinizdeki anlatımı yazın — 24 saat içinde dönüş yapayım.
İletişime Geç